Yüce Allah, Hz. Âdem’i yaratmış ve onu imtihana tâbi tutmuştur. Bu imtihanın başlangıcı, yasaklanan ağaca yaklaşmama emriyle somutlaşmış; emrin ihlali ile de “ilk günahı” ilk insan işlemiş ve böylece insanın yeryüzü serüveni başlamıştır. Bu günahı sadece Hz. Âdem ve eşi değil tüm insan neslinin işlediği yolundaki inanç, insanın günahkârlığının ontolojik mi yoksa tarihsel ve iradî mi olduğu sorusunu tartışmaların merkezine yerleştirmiştir.
Tarih boyunca bazı dinî gelenekler, ilk günahı tüm insanlığa sirayet eden kalıtsal bir suç olarak telakki etmiş, bu çerçevede insanın doğuştan günahkâr olduğu ve ancak bir “kurtarıcı” vasıtasıyla arınabileceği anlayışını benimsemiştir. Ne var ki bireyin fiilen işlemediği bir günah sebebiyle sorumlu tutulması ve bu sorumluluktan kurtulmak için çaba sarf etmek zorunda bırakılması ahlâkî açıdan özgür irade, adalet ve bireysel sorumluluk ilkeleri ile çatışan sonuçlar üretmiştir.
Bu çalışma, Kur’an’ın insan tasavvurunu merkeze alarak ona düşünsel bir yolculuk sunmakta ve insanı, doğuştan suçlu bir varlık değil; iradesi, aklı ve sorumluluğu ile kendi ahlâkî yolculuğunu inşa eden bir özne olarak konumlandırmaktadır. Kur’an’ın insanlığa sunduğu hidayet teolojisi, her bir insana verilen varoluşsal ve bilişsel yeteneklere dayalı ahlâkî bir süreci içermektedir.