Bireyler aileyi, aileler de devleti oluşturur. Küçük ölçekte aile, devlet gibi düşünülebilir; bu durumda baba, o küçük devletin başındaki kişi olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda baba; güçtür, otoritedir, güvendir ve adalettir. Bu nedenle baba figürü son derece özel bir yere sahiptir.
Bu kitapta bir çocuk, çeşitli konularda tek taraflı olarak babasıyla dertleşir. Kimi zaman korku ve kaygılarını, kimi zaman sevinç ve üzüntülerini, kimi zaman da hiç kimseye söyleyemediklerini babaya yazılan mektuplara bırakır.
Bu sayfalarda bir çocuğun nasıl büyüdüğünü, bir gencin hangi yollardan geçerek geliştiğini, bir yetişkinin ne mücadeleler verdiğini ve bir evladın babasına duyduğu derin bağı okuyacaksınız.
Bu yalnızca bir baba-oğul hikâyesi değildir. Aynı zamanda köy hayatının çaresizliğinin ve nasıl bir eğitim gerçeği yaşandığının, kısaca bir dönemin sosyo-psikolojisinin mektuplar aracılığıyla dile getirilişidir.
Sorular vardır, itiraflar vardır, pişmanlıklar vardır… Ama en çok da samimiyet vardır. Son mektup ise artık cevap gelmeyeceği bilinerek yazılmıştır. Çünkü baba bu hayattan ayrılmıştır.