Tükendi
Gelince Haber VerKaranlık çöktüğünde o efsane dağın ardından yükselir “Pepuk”
kuşlarının çığlıkları. Ayaz gecelerde haydut kurt sürüleri uludukça içime çığ gibi bir korku düşer. Bazen Fırat’ın rüzgârı hafifçe uğuldar, kekik kokulu türküler fısıldar kulağıma, ninni gibi.
Gece, vadiyi sarınca Vank Manastırı’nın arkası katran karası kesilir. Sanki tüm evren susar da yalnızca taşların nefesi, toprağın kalbi duyulur. O sessizlik öyle ağırdır ki, insan kendi yüreğinin çarpışını bile bir sır gibi dinler.
Bir şafak vaktiydi… Dağların ardı, daha yeni uyanan bir bebeğin nefesi gibi usulca ağarıyordu. Gökyüzüyle toprak arasındaki o ince çizgiden, soğuk bir rüzgâr sızdı içeri; kapının aralığından girip, evin her köşesine yavaşça dokundu.
Sobanın üstünde dumanı tüten çaydanlık bir an durakladı, duvardaki saat sanki tik taklarını yutmuştu.
Ve o an…
Babamın sesi sustu.