Bizde çoktandır “köy edebiyatı” diye bir şey yapılmak isteniyor. Bu iş için epeyce kimse kaleme sarılıp kendilerini denedi. Çoğu, köyü bir tepenin başından bakar gibi; pınarlı, korulu, sazlı kızlı, bolluk, rahatlık yeri olarak gördü; öyle gösterdi. Çoğu, taa yerin yüzünden bakıp, açlıktan, yokluktan, sefaletten, kepazelikten, yalandan, hileden, “kötü realiteler halinde” ortaya koydu. Kısacası, kasıtlı kasıtsız, bu iki zıt kutup arasında, acısıyla, tatlısıyla, iyisi ve kötüsüyle, güzel ve çirkiniyle gerçek bir köylü ve onun hayatı edebiyatlaştırılamadı. Cahit Beğenç yetişkin bir yazar... Eşyayı, oluşu, suyu, havayı tam bir tarafsızlık ve iç açıklığıyla anlatıyor. Derinleşip ukalalık, yüzü kalıp gevezelik yapmıyor. Söylenen şeyler yerli yerinde söylenmiş. Gerçeğe aykırı hiçbir şey yok. Ve muhakkak ki o, söylediği, sözünü ettiği her şeyi iyi biliyor. Acılarıyla, sevinçleriyle, duyup düşündükleriyle, tin ve tenleriyle bu kitaba girmişler. Yeni sanatın çocuğu, içinde bulunduğu ve iyi bildiği hayatı tarafsız olarak, katma, atma yapmadan, bir sanatçıya yakışır bir şekilde anlatmaktadır. Hikâyeleri şimdi yapacağı tesiri yapıyor. En açık örneği köylerde... Seviliyor, beğeniliyor. Her sahnesi her pasajı üstünde surat değiştiriliyor. Kızılıyor, gülünüyor, alay ediliyor. Amaç bu değil mi zaten? Buna erildikten sonra ne kalır ötede? Yeter!.. – Fakir Baykurt