ABD, Orta Doğu’ya demokrasi ve özgürlük getirmek için bir kez daha uçak gemilerini gönderdi. “İran halkını baskıcı bir rejimden kurtarmak adına” bombaladılar. Kan ve barut kokuları içinde yıkım ve kaos getirdiler. Bir kez daha uygarlık, demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi büyük söylemler, Batılı kaba güç sahiplerinin elinde adi korsanlık, işgal, yağma, çapul ve kan dökücülük şekline büründü. İlk günden itibaren savaş suçları listesi hızla kabardı.
Bu kitapta terörün özenle gizlenmiş, yakın tarihe dahil edilmemiş kimi hikayeleri yer almaktadır: Kral veya Kilise adına değil, fakat petrol, doğalgaz, uranyum, pirinç, kauçuk... adına işlenmiş katliamların hikayeleri; ceberrut modern sistemlerin dünya halkları üzerine saldığı korku ve dehşet; masum ve savunmasız insanları hedef alan planlı, bilinçli ve sistematik vahşet; tüyler ürpertici suretlere bürünerek insanlığa kendini gösteren ve bütün terör eylemlerinin anası mesabesindeki devlet terörünün soğuk ve acımasız yüzü; uluslararası sözleşmelerde terörün tanımına girmeyen, nitelik ve nicelik itibariyle mukayese kabul etmez, gerçek terör öyküleri.
Trump’ın vahşi emperyalizmi, terör öykülerine yenilerini eklemekten başka bir şey yapmıyor. Bu emperyalizm aslında Batı dünyasının iflası anlamına geliyor. Kapitalizm, insanlığın en temel ihtiyaçlarına cevap vermede başarısız oldu. Geniş kitleler yoksulluk ve şiddet sarmalı içinde boğulmakta, güvenlik ihtiyacı içinde kıvranmaktadır. Gezegenimiz çevre ve iklim felaketleri gibi devasa sorunlarla karşı karşıyadır.
Amerikan canavarlığını, İsrail vahşetini normal ve olağan saymamak için bir çocuğun fıtratına sahip olmak yeterlidir. Bunalım şiddetlendikçe çağdaş dünyanın hurafeleri, liberal, kapitalist temelleri, canavar üreten nihilizmi, dayattığı tüketim çılgınlığı ve hedonizm... daha fazla sorgulanacaktır. Huzur ve güven ortamı yerini kaosa bıraktıkça bir şeylerin yanlış kurgulandığından kuşku duyanlar artacaktır. Bu kuşku, canavarı içeriden zayıflatır.
Dışarıdan ise ciddi mücadele gerekir. Müslüman halklar ve daha genelde dünyanın geleceği için insani bir kaygı taşıyan herkes, çağdaş canavarlığa karşı bir tavır geliştirmeyi öncelikli görev olarak görmelidir. Mezhep, inanç, etnik köken ve siyasal kamplaşmalardan kaynaklanan farklılıkları bir tarafa bırakarak adalet, barış, onurlu bir yaşam ve gezegenin bekası için ortak mücadele bilinciyle hareket etmelidir.